C0VİD-19 VE MÜCBİR SEBEP

 

 

Çin’de ortaya çıkan ve tüm dünyaya yayılan COVID-19 virüsü, tam anlamıyla bir global tehdit haline gelmiş ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından bir salgın(pandemi) olarak nitelendirilmiştir. Çin dışında İtalya ve Almanya gibi birçok Avrupa ülkesine de sirayet eden virüsün, ulusal ve uluslararası ticaret hayatını da olumsuz etkilediği gözlemlenmekte. Ancak ne yazık ki meydana gelen ölümlere, virüse yakalananların tedavileri ile salgının engellenmesine ilişkin önlemler henüz tam anlamıyla sonuç vermiş değildir. Dolayısıyla yakın gelecekte neler ile karşılaşacağımız halen belirsizliğini sürdürmekte. Öte yandan belirsizlik içerisinde olunsa da hayatın devam ettiği aşikar. Hal böyle iken önemli olan husus, bizimde hayat ile birlikte devam edip etmeyeceğimiz noktasında yoğunlaşmakta. Her birimizin bireysel anlamda elinden geleni yapıp; gerek gündelik hayata ve gerekse de ticari/ekonomik hayata katkıda bulunma zaruretimiz mevcut. Bu zaruri görev kapsamında biz de bu yazımızda, Korona Virüsü’nün mücbir sebep olarak kabul edilip edilemeyeceğine dair değerlendirme yapacağız.

 

Salgının ekonomik alanda sebebiyet verdiği sorunlar ve yarattığı kayıplar gün geçtikçe etkisini arttırmaya devam etmekteyken, yalnızca seyahat endüstrisinde neden olacağı kaybın yaklaşık 1.7 Trilyon Dolar olarak öngörülüyor olması hayki tedirgin edicidir. Bunun yanı sıra salgın, en belirgin etkilerini tedarikçiler üzerinde göstermiş bulunuyor;  tedarik edilmesi gereken mallar ve lojistik kanallar üzerindeki acil durum önlemler sebebiyle sözleşmeleri öngörülen süreler içinde yerine getirilemediği gözlemleniyor.

 

Corona Virüsü’nün yukarıda bahsedilen ticari bağlamdaki etkileri, virüsün yarattığı salgın nedeniyle değil, ülkelerin salgına karşı tedbir amaçlı yürütmeye çalıştığı uygulamalardan doğmaktadır. Bu uygulamalara örnek olarak; karantinalar, ülke sınırlarına erişimin engellenmesi, ticari faaliyetlerde ihracat-ithalat yasakları ve seyahat yasağı gibi yaptırımlar verilebilir. Bunların neticesinde de ticari platformda birçok ürünün tedariki sağlanamamakta, teslimatlar aksamakta veya hiç yapılamamakta ve hatat hammaddeleri tükenmiş olan birçok fabrika üretimlerine ara vermek zorunda kalmaktadırlar. Ne yazık ki sorunlar sadece üretim ve ulaşım ile bitmiyor. Özellikle ülkelerin salgına karşı aldığı tedbirler neticeisnde oluşan sorunlar hizmet sektörüne, ülkemizde ekonomik anlamda çok önemli yer tutan AVM’lere de sirayet etmiş vaziyette.

 

Hal böyle iken, ticari faaliyetlerdeki söz konusu aksaklıklar ışığında, tüm dünyayı etkisi altına almış bulunan Korona Virüs salgınının hukukta mücbir sebep olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceği sorusu akıllara gelmektedir.

 

Bu noktada önemle ve özellikle belirtmek isteriz ki; Türk Hukuku kapsamında değerlendirecek olursak “mücbir sebep” kavramı, kanunlarda açıkça tanımlanmamıştır. Öğretide ise mücbir sebep, bir ticari ilişkide tarafların üstlendikleri edimlerin ifasının, tarafların kontrolleri dışında ve mutlak öngörülemez sebeplerle objektif bir biçimde imkânsız hale gelmesidir.

 

Bir olayın, hukuken “mücbir sebep” olarak kabul edilebilmesi için, hukuki işlem yapılırken öngörülemeyen, meydana gelme veya etki açısından kaçınılmaz ve üstesinden gelinmesi imkânsız olan somut bir olgu olması gerekir. Söz konusu mücbir sebepten etkilenen tarafın, sözleşmeyle kararlaştırılan edimi yerine getirmemesi arasında illi bir bağ aranır. Mücbir sebep teşkil eden olayın, kaçınılmaz bir şekilde bir davranış normunun veya borcun ihlaline yol açmış olması gerekir. Bu kapsamda, alınan her türlü tedbire, sahip olunan tüm imkânlara ve araçlara rağmen, mücbir sebep teşkil eden olayın sonuçları kesinlikle öngörülemez olmalıdır. Ancak önemle belirtmek gerekir ki, bir sözleşmede mücbir sebebe dayalı özel bir madde düzenlenmiş olması her durumda bu maddeden yararlanılabileceği anlamına gelmez.

 

Bu noktada eminiz ki akla gelen bir diğer soru ise Türk Hukuku kapsamında tanımlı olmayan  ve sözleşmede mevcudiyeti bulunmayan mücbir sebebin tarafları bağlayıp bağlamayacağı ? Bu sorunun cevabı elbetteki hayır olacaktır. Bu noktada özellikle AVM kira sözleşmeleri bakımından 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 331 incelenmelidir. Ticari Kira Sözleşmelerinde mücbir sebep hükmünün bulunmaması halinde genel hükümlere gidilecektir. Bu kapsamda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)’nun 331. Maddesini AVM Kiracıları ileri sürebilecektir.  TBK’nın 331 maddesi; “Taraflardan her biri, kira ilişkisinin devamını kendisi için çekilmez hâle getiren önemli sebeplerin varlığı durumunda, sözleşmeyi yasal fesih bildirim süresine uyarak her zaman feshedebilir. Hâkim, durum ve koşulları göz önünde tutarak, olağanüstü fesih bildiriminin parasal sonuçlarını karara bağlar hükmüne haviidir. Görüldüğü üzere ticari kira sözleşmeleri açısından bu hüküm önem arz etmektedir.

 

Mart 2020 itibariyle hemen hemen bütün ülkelerde rastlanmış olan ve hızla yayılmaya devam eden Covid-19 salgınının hem hukuki düzenlemeler hem de geçmiş yıllarda gerçekleşen diğer salgın hastalıklar zamanında alınan yargı kararları (örneğin 2003 yılında Çin’de başlayan SARS virüs salgını gibi) ışığında objektif olarak mücbir sebep olarak kabulünün mümkün olduğunun belirtilmesi gerekir. 

 

Öte yandan, Covid-19 salgınının objektif olarak mücbir sebep kabul edilme yeterliliği olsa dahi, bu tespit tek başına mücbir sebep iddiasında bulunmak için yeterli değildir. 

Bu doğrultuda, birçok sözleşmede ayrıca mücbir sebep iddiasında bulunan taraf bakımından, Covid-19 salgını ile olay arasında sözleşmeden doğan borcunu yerine getirmeyi etkin bir şekilde imkansız kılan bir nedensellik bağının da bulunması gerekir. Tam olarak bu noktada somut olayın özellikleri devreye girmektedir. Objektif olarak Covid-19 salgını ve salgın kapsamında alınan önlemler ticari hayatı kısıtlandırıcı veya engelleyici nitelikte olsa da, bu durumun sözleşme kapsamındaki her bir yükümlülüğe etkisi de önem teşkil etmektedir. 

 

Bu kapsamda Covid-19 salgınının belirli bir sözleşme nezdinde mücbir sebep olarak kabul edilip edilemeyeceğine ilişkin inceleme yaparken, yapılması gereken ilk şey sözleşmeye uygulanacak hukukun tespitidir. Farklı hukuk sistemlerinin mücbir sebep hallerine bakışı farklılık gösterebilmektedir. Özellikle uluslararası ticari sözleşmelerde, sözleşmeye uygulanacak hukuk taraflardan birinin hukuku veya doğrudan üçüncü bir hukuk sistemi olarak seçilmiş olabilir. Dolayısıyla, atılması gereken ilk adım uygulanacak hukuka dair taraflar arasında sözleşmesel bir mutabakat olup olmadığına bakmak, eğer yok ise kanunlar ihtilafı düzenlemeleri kapsamında sözleşmeye uygulanacak hukuku tespit etmektir. 

 

Sözleşmeye uygulanacak hukukun tespitinden sonra, sözleşmenin detaylıca taranması ve sözleşmede yer alan mücbir sebep maddesinin ve genel olarak bu maddede yer almasa da, bir pandemi haliyle ilişkilendirilebilecek düzenlemelerin tespit edilmesi gerekmektedir. 

 

Uygulanacak hukuk ve sözleşmesel düzenlemelerin tespitinden sonra, Covid-19 salgınının ve bu salgının sözleşme nezdindeki yükümlülüklere etkisinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu değerlendirme yapılırken aşağıda yer alan sorular, durumun tespit edilmesi bakımından faydalı ve yol gösterici olabilecektir:

 

  • Sözleşme kapsamında düzenlenen mücbir sebep halleri sınırlı sayıda mıdır? Eğer sınırlı sayıda değil ise;
  • Covid-19 salgını ve salgın kapsamında alınan önlemler kanun veya sözleşme nezdinde sayılan şartları sağlamakta mıdır?
  • Sözleşme nezdinde pandemi veya salgın hastalık halleri özel olarak mücbir sebep örneği olarak sayılmış mıdır?
  • Sözleşmenin ifasına esas olan yer bakımından, alınan Covid-19 salgın kısıtlama önlemleri sözleşmenin ifasını etkileyecek düzeyde midir?
  • Yüklenici bu etkileri ortadan kaldırmak, veya en aza indirgemek için hangi adımları atmıştır?
  • Yüklenicinin kısıtlayıcı önlemler sebebiyle meydana gelen aksaklığı ortadan kaldırmak için başvurabileceği alternatif yöntemler bulunmakta mıdır?
  • Sözleşme kapsamında düzenlenen şekil şartlarına uygun bildirimde bulunulmuş mudur?

 

Bu ve bunun gibi sorular sorulabilecek olup uygulanacak hukuka yahut sözleşmedeki düzenlemelere göre her bir somut olay nezdinde sorular çeşitlendirilebilir. Ancak bu ve benzeri sorulara verilecek cevapları takiben her bir sözleşme özelinde Covid-19 salgınının mücbir sebep hali olarak değerlendirilip, değerlendirilemeyeceği tespit edilebilecektir. Nitekim çoğu zaman, mücbir sebebe dayanılırken, azami çaba doktrini uyarınca mücbir sebebin sözleşme üzerindeki etkisinin üstesinden gelebilmek için çaba gösterilmesi, alternatif ifa yollarının olup olmadığının incelenmesi gerekebilir. Örneğin, 2003 yılındaki SARS salgını esnasında gerçekleşen bazı ihtilaflarda yüklenici tarafın alternatif ifa şekilleri bulunduğu halde bunları kullanmamış olması, mücbir sebep iddiasının mahkemece reddine sebep olmuştur. 

 

Bir diğer örnek de sözleşmelerde düzenlenen mücbir sebep şekil şartlarına istinaden verilebilir. Kimi sözleşmelerde etkilenen tarafa, mücbir sebebin meydana gelmesinden itibaren karşı tarafı derhal veya zamanında talebini iletme ve mücbir sebebin borcun ifa edilememesine nasıl sebep olduğuna ilişkin tevsik edici belge sunma gibi ilave yükümlülükler getirilebilmiş olabilir. Böyle bir halde, sözleşmede belirlenen şekil şartları uyarınca zamanında bildirim yapmayan veya mücbir sebebe ve etkilerine ilişkin tevsik edici belge sunmayan tarafın, mücbir sebepten etkileniyor da olsa, karşı tarafın uğradığı zararlardan sorumlu tutulabilmesi gündeme gelebilecektir. Örneğin, Çin Uluslararası Ticareti Teşvik Konseyi (“CCPIT”) Covid-19 salgını karşısında mücbir sebep sertifikaları düzenlemektedir. Bu sertifika, resmi veya mahkemeleri bağlayıcı bir niteliği olmamakla birlikte, sözleşmelere ilişkin mücbir sebep taleplerinin öne sürülebilmesi için tevsik edici belge taleplerini karşılamak amacıyla tanzim edilmektedir. 

 

Covid-19 salgınının objektif olarak birçok hukuk sistemi ve sözleşme nezdinde mücbir sebep olarak kabul edilebilme yeterliliği olsa da, bu konunun her bir sözleşme nezdinde somut olayın özellikleri dikkate alınarak incelenmesi büyük önem teşkil etmektedir. Yukarıda verilen bilgiler ışığında değerlendirme yapılmaksızın mücbir sebep iddiasında bulunmak ve ifadan kaçınmak, ortaya çıkabilecek ihtilaflarda hak kaybına sebep olabilecektir.

 

Özetle mücbir sebepten anlaşılması gereken; bir ticari ilişkide tarafların üstlendikleri edimlerin ifasının, tarafların kontrolleri dışında ve mutlak öngörülemez sebeplerle objektif bir biçimde imkânsız hale gelmesidir. Tarafların maruz kaldığı bu güçlüklerin mücbir sebep teşkil edip etmediği, ediyorsa da tarafların mücbir sebepten etkilenip etkilenmediği veya ne ölçüde etkilendiği, aralarındaki ticari ilişkiye konu borcun niteliği de göz önünde bulundurularak değerlendirilmelidir. Bu da ancak her bir münferit olay özelinde titiz bir inceleme yapılmasıyla mümkün hale gelecektir.

 

Corona Virüs uygulamalarının mücbir sebep olarak nitelendirilmesi ihtimali yüksek olan ticari ilişkiler bakımından, tarafların makul süre içerisinde birbirlerini yazılı olarak bilgilendirmeleri olası bir hak kaybı ihtimalini bertaraf edebilmek adına önem taşır.

 

Her ne kadar şimdiye dek Türk mahkemeleri önüne gelmiş Corona Virüs kaynaklı bir uyuşmazlık bulunmasa da, olumsuz etkilerinin hızla artması sebebiyle bundan sonraki süreçte ortaya çıkacak ve yargıya taşınacak vakalarda Corona Virüs’ün bir mücbir sebep olarak nitelendirileceğini düşünmekteyiz. 24.03.2020

 

Av. Emek EMRE

ALTINEMEK HUKUK BÜROSU