ERKEK ŞİDDETİ VE KADIN CİNAYETLERİ VİRÜS TANIMIYOR

 

İnsanoğlunun zorlu bir sınav verdiği bu dönemde mücadelenin sessiz kurbanları ne yazık ki her zamanki gibi kadınlar. Hepimizin bildiği üzere korona virüsü ile mücadelenin en önemli koşulu teması asgariye indirgemek ve hatta sıfırlamak. Bununda yolu sosyal izolasyon; yani evlere kapanmak. Hepimiz evlerimizde hem kendimizin ve hem tüm sevdiklerimizin hayatını korumaya çalışırken; bir taraftan da çalışmaya, üretmeye devam ediyoruz. Şüphesiz ki kadınlar bu evde kalma sürecinin kahramanları. Evet geçmiş karantina günlerinde yarattıkları ile bizlere ilhan veren William Shakespear ve Esaaac Newtonun yaptıkları takdire şayan ama unutmayalım onların ‘çocuk bakma’ gibi bir sorumlulukları yoktu.

 

Normal yaşamında en az iki vardiyası (birinci vardiya- iş, ikinci- ev) bir çoğunun 3 yada 4 vardiyası olan kadınların, pandemi  sırasında bitmek bilmeyen vardiyalarının yanı sıra, herkesin en güvenli sığınağı olan evler bu süreçte ne yazık ki onlar için bir işkence haneye dönüşmüş durumda. Bir çok kadın için hayati tehlike oluşturan bu vahamet, yazık ki  bazıları açısından sınır çoktan aşılmasıyla sonuçlanmıştır.  Virüsün alamadığı canı alan erkeklere ne demeli?

 

Dışarıya çıkma yasakları nedeniyle evde kalan genç kız ve kadınlarla, çocukların ev içi şiddetten korunması hakikatten elzem. Şiddetin savaş alanlarından çıkıp günlük hayatımıza girmiş hali,  pandemi sırasında en güvenli alanımız olması gereken evlerimizde canımızı almakta. Hane halkının tam zamanlı olarak evde kalmak zorunda olmasıyla beraber son haftalarda artan sosyal ve ekonomik baskı ile erkek şiddeti  bir çok yerde ürkütücü oranlarda artış göstermekte.

 

Pandemi günlerinde  var olan kadın/erkek toplumsal  cinsiyet  eşitsizliğini daha da derinleştirmiştir. Kriz ortamları  her daim zayıf olanı daha çok vurmakta. Bunun yansıması olarak pandemik koşullar altında insanları virüsten korumak için alınan tedbirler ne yazık ki eviçi şiddet mağdurları olan kadınları olumsuz etkilemekte.

 

Mevcut duruma baktığımızda;

 

  1. Evin temizliği, yemek, çamaşır, bulaşık gibi tüm zorunlu ihtiyaçlar kadınlar tarafından karşılanmakta. Üstelik home-office çalışmak durumunda kalan çalışan kadının içiçe geçmiş ve uzayan vardiyalarına, artan hijyen ve dikkatli yapılması gereken alışveriş gibi her detayın planlaması ve uygulanması tamamen kadına yüklenilmiş durumda. Erkeğin ise ne yazık ki home-office normal çalışma sürecinde ekstra bir yükümlülüğü yok.
  2. Okula gidemeyen çocukların ihtiyaçları, sorumlulukları, online eğitim süreçleri ve aktivite planlamaları ne yazık ki hala sadece kadınlar tarafından yüklenilmiş sorumluluklar.
  3. Ekonomik ve sosyal durum fark etmeksizin sokağa çıkamama stresi özellikle erkekte alkol tüketimi ve madde kullanımını artırmakta. Bu durumun  direk ve endirek etkileri ise kadınlara ve çocuklara şiddet olarak yansımakta.
  4. Oluşan maddi sıkıntılar ise geçmişte de kaynak olduğu ev içi şiddetin katlanarak artmasına sebebiyet veriyor.
  5. Öte yandan eve hapsolma kız çocukları açısından henüz ölçülebilirliği olmayan daha büyük felaketlerin kaynağı olma ihtimali kuvvetle muhtemel. Afrika’da ki EBOLA salgınını hatırlayın; Okuldan alınan kız çocukları ne yazık ki ya ensest yada cinsel istismar kurbanı olarak ‘çocuk yaşta sayısız hamilelikler’ olarak hafızamıza işlendi. Tedbirler alınmazsa korona  pandemisi de bu sonuçlara gebe.

 

Covid-19 pandemisinde  tüm dünyada erkek  şiddeti vakalarında %40’lara  varan artışlar  var. Karantina döneminde, korona virüs vakasının ilk görüldüğü ülke olan Çin’de erkek şiddet oranı 3 kat artmış, karantinanın bitmesiyle boşanma başvuruları sayısında da öngörülmeyen artış yaşanmıştı. BM verilerine göre son birkaç haftada ABD, Hindistan, Güney Afrika, Fransa, İtalya, ispanya ,Türkiye ve Avustralya'da ev içi vakaları arttığı belirtilmekte.

Özellikle Amerika da failler şiddet uyguladığı kişiyi evden atarak, ‘virüs kapmasını sağlamakla‘ tehdit etmekte. İtalya’da bir erkek, birlikte olduğu kadın doktoru ‘bana korona bulaştırdı’ diye öldürdü. Her geçen gün daha fazla ülke tarafından polis müdahalesini gerektiren ev içi şiddet vakıalarında artış olduğu, ancak yardım hatlarına ulaşan kişilerin sayısının düştüğü bildirilmekte; Bu da kadınların bu süreçte şiddet failleriyle aynı evde kalma riskinin gerçekleştiğini göstermektedir. Düşünsenize bütün gün size şiddet uygulayan biriyle aynı evde yaşamak zorundasınız. Üstelik şiddetten korunmanın birincil koşulunun şiddet uygulayanla aynı ortamda olmama  zorunluluğu bilgisindeyken.

Tüm dünyada korona izolasyonuyla talihsiz bir şekilde tecrübe  edildiği  üzere artan  ‘ev içi şiddet’ ve ‘kadın cinayetlerinin’  sonucunda ülkeler bu amansız sorunla mücadele için stratejiler geliştirmeye çalışmakta.

 

Peki Neler yapılabilir;

 

  1. Tüm dünyada sanal destek hattının bu dönemin can simidi olduğu görüldü. Ülkeler yardım hatlarını 7/24 online olarak şiddet mağdurlarının ihtiyacına açmış vaziyette. Bizim eskiden beri 7/24 online olan ‘ALO183 Şiddet Hattı’ ile ‘ALO155 Polis İmdat’ ve ‘ALO156 Jandarma İmdat’ hatlarının yoğun talep sebebiyle daha etkin hale getirilmesi  zorunlu.
  1. Devlet acil olarak bu konuda bütçe oluşturmalı. Tüm dünyada şiddet mağdurları için ardı ardına destek paketleri açıklanmakta. Kanada'da kadın sığınma evleri, cinsel saldırı merkezleri ve çocuk barınakları için toplam 50 milyon dolarlık destek paketi açıklandı. Avustralya'da da ev içi, aile içi ve cinsel şiddet mağdurları için açıklanan paketin büyüklüğü 92 milyon dolar. Almanya yeni sığınma evleri açıyor. Avusturya ise önlemlere uyumlu özel yasa hazırlığı yapıyor. Fransa hükümeti şiddet mağdurları için otellerde konaklama ödeneği ile alışveriş merkezlerinde 20 destek merkezi kurulduğunu duyurdu.
  2. Şiddete maruz kalan kadınların sığınabilecekleri barınakların açık kalması ve yeni barınak ve sığınma evlerinin açılması sağlanmalıdır. Mevcut sığınma evlerinin yetersizliği hepimizin bilgisinde. Fiziksel kapasite yetersizliği büyük. Öte yandan sığınaklardakilerin yaşamsal ihtiyaçlarının giderilmesi, sosyal mesafenin sağlanması oldukça zor. Bu durumda tıpkı sağlıkçılar için otellerini açan iş insanlarının bu zor günlerde otellerini şiddet mağduru kadınlara da açması hakikatten büyük bir zorunluluk halidir.
  3. Şiddet yanlısı, cani istismarcıların cezalandırılması için yargı sisteminin tam ve eksiksiz çalışması büyük önem arz etmekte. Yargı ve kolluk birimleri birlikte ve koordineli çalışmalı. Kolluk güçleri anında failleri evden çıkarmalı.
  4. Şiddet uygulayanlara karşı sert müdahale önemli. Koruma tedbir kararları karantina koşullarında dahi verilmeli. Nöbetçi mahkemeler bu konuda çalışmaya devam etmekte. Karantinanın ilk günlerinde Bursa’da örnek bir  vaka yaşandı. Hakim karısın şiddet uygulayan kocaya tutuklama kararı verdi. Bu  karar önemliydi. Zira bu sert tedbirler belki caydırıcı olabilir. Ancak HSK 30 Mart 2020 tarihli kararıyla ev içi şiddet vakalarının caydırıcı halini ortadan kaldırmıştır. HSK bu kararından derhal vazgeçmelidir! Aşağıda bu konuyu ayrıyeten değerlendireceğim.
  5. Şiddet mağdurunun telefonlarına el konulma ihtimali hayli yüksek. O sebeple her birimizin, tanıklık ettiği, duyduğu tüm şiddet vakıalarını anında ihbar etmesi; vatandaşlık görevidir. İhbarcıların kimlikleri gizlenmektedir. Bunu lütfen unutmayın. Yani ihbar ettiniz diye sizde risk altına girmiş olmuyorsunuz.
  6. Yine şiddet mağdurunun yardım talebini hayata geçirebilmesi için çeşitli ‘Gizli Kod’ lar belirlenebilir. Örneğin Fransa’da parola; ‘Maske 19’ gizli kodu ile evde şiddet gören kadınlar polis desteği isteyebilmekte. Yine şiddetin ihbar edebilmesi için ülkedeki şiddet mağdurları evlerine en yakın eczaneye giderek durumun güvenlik güçlerine bildirilmesini isteyebiliyorlar. Benzer uygulamalar hayata geçirilebilir.
  7. Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından geliştirilen KADES (Kadın Destek Uygulaması) pilot il uygulamasından çıkarılarak ülke kapsamına uygulanmalı
  8. Şiddet anında yapılacakları anlatan KAMU SPOTLARI yapılmalı,
  9. Ve en önemlisi de kadın/erkek cinsiyet eşitliğini anlatan, karantina günlerinde çocuk emzirme dışında her şeyin kadın ve erkekler tarafından işbölümü ile yapılmasını sağlayacak KAMU SPOTLARI yapılmalıdır

 

 

BİZDE NELER OLUYOR

Henüz kamuoyu ile  paylaşılan şiddeti önlemeye ve şiddet mağdurlarını korumaya matuf özel bir tedbir hali yok. Ancak erkek şiddetinin olağanüstü bir şekilde attığı il bazlı emniyet müdürlüklerinin veri paylaşımları bu konuda acil önlem alınmasının büyük bir ihtiyaç olduğunu gösteriyor. Korona virüsünün ilk 15 gününde 12 si evinde olmak üzere toplam 18 kadın öldürüldü. Son 10 günde 10 kadın ev içinde erkekler tarafından öldürüldü. Kadın Cinayetleri Durduracağız Platformu sözcüsü Sevgili Gülsüm KAV’ın açıklamasına göre; ülkemizde evden çıkmama çağrılarının yapıldığı 11 Mart’tan, 31 Mart’a geçen 20 günlük süreçte 21 kadın öldürüldü. 21 kadının neden öldürüldüğü tespit edilemedi, 2’si ekonomik bahaneyle, 4’ü sosyal medya hesabı açmak, boşanmak istemek ya da barışma isteğini reddetmek gibi kendi hayatına dair karar almak isterken öldürüldü. Evlerde kalıp can alan bu virüslere dur demek için gel kalmayalım!

6284 KARANTİNADA CAN KURTARIR

Tüm dünyada karantina  döneminde artan ev içi şiddet mağdurlarına yönelik destekleyici kararlar, tedbirler alınırken, bizde Hâkimler ve Savcılar Genel Kurulu'nun (HSK) 30 Mart'ta açıkladığı "COVID-19 Kapsamında İlave Tedbirler" kapsamında "6284 Sayılı Kanun kapsamında verilen tedbir kararlarının yükümlülerin koronavirüs kapsamında sağlığını tehdit etmeyecek şekilde değerlendirilmesi gerekiyor." şeklindeki kararı ile durduğu yeri göstermiştir.

Kadınların şiddet uygulayanlar ile aynı evi paylaşmak zorunda olduğu bu dönemde HSK’nın bu kararı şiddete uygulayana karşı ‘uzaklaştırma tedbirinin’ ve yine tedbirin ihlali sırasında ‘tazyik hapsinin’ uygulanmamasına sebebiyet verecektir. Korona sebebiyle ev içi şiddetin arttığı bir gerçek iken, devletin kadınları şiddete açık hale getirmesi değil, erkek şiddetine karşı etkili tedbirler alması gerekiyor. Öldürülen her 10 kadından 6’sı evi içinde öldürülüyor. Türkiye’de kadın cinayetlerinin yüzde 80’i evlerde işleniyor. Karantina günlerinde tablo çok daha vahim bir hale gelmeden evvel gerekli önlemleri acilen almak yerine kadını ölüme terk etmenin hiç bir izahı yoktur. Şiddet mahallinden kaçamayan kadın destek hatlarından; ‘ evden çıkamıyorum, ne yapacağım’ diye soruyor.

Bu kararla ‘EV’ kadınlar için en tehlike  yer haline gelmiştir. Korona virüsü sebebiyle evden çıkamayan kadınların en büyük güvencesi 6284 Sayılı Kanun. Hem evden çıkma deyip ve  hem de kadına yönelik şiddetle ilgili kanunların uygulamasını sınırlamak, kadınları şiddete mahkum etmek demektir. 6284 Sayılı Kanun’u uygulamaktan vazgeçilmemelidir. Kanunun uygulamalarını sınırlamak demek; korona virüsünü bahane ederek kadın katliamına göz yummak anlamına gelir.

Öte yandan bir çok kadın uzaklaştırma kararı olan eşlerinin gidecek yerleri olmadığı için acıyıp eve almaktadır. Ancak bu caniler eve gelmelerinin ardından hemen bir kaç gün sonra kaldıkları yerden şiddetlerini uygulamaya devam etmektedirler. Kadınlara  hayatlarını korumaları için vicdanlarına yenilmemelerini altını çizerek hatırlatmak istiyorum.

Kadınlar korona salgınıyla kapalı kaldıkları evlerde, şiddetle, şiddet failleriyle baş başa olmaları sebebiyle şiddeti büyütmemek için kendilerini "ne istenirse yapmak" zorunda hissediyorlar. Sokağa çıkmanın kadınlar için zaten zor olduğu memlekette, şimdi bir de tümüyle kapatılan ev kapıları arkasında kadınlar yaşadıkları karşısında bir yardım talebinde bulunmaktan bile alıkonulmuş durumda.

TEK ÇÖZÜM İSTANBUL SÖZLEŞMESİ

11 Mayıs 2011'de İstanbul'da imzaya açıldığı için 'İstanbul Sözleşmesi' ismiyle anılan Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi'ni imzalayan ve onaylayan ilk ülke Türkiye oldu. 1 Ağustos 2014'te yürürlüğe giren İstanbul Sözleşmesi toplumsal cinsiyet eşitliği ilkesine dayanıyor. Peki ne diyor bu İstanbul Sözleşmesi;

Birincisi; ilk olarak önleyici tedbirlerden söz ediyor. Şiddetin çıkmaya cesaret bulamayacağı bir toplum yaratın diyor. Bunun da adı eşitlikçi toplumdur. Toplumsal cinsiyet eşitliğini bütün topluma, eğitimler de dahil olmak üzere her türlü yolla yay diyor.

İkincisi;  hemen böyle bir toplum yaratamayabilirsiniz, şiddet eski ve köklü bir sorun diyerek anlayışlı davranıyor sözleşme imzacı devletlere. Hemen böyle bir toplum yaratamazsan, tehdit söz konusuysa, kadınları etkin, aktif bir şekilde koru diyor. Yani bizim için 6284 sayılı kanunu tam anlamıyla uygula diyor.

Üçüncüsü; peki diyor önleyici bir toplum yaratamadın, kadını korumak istedin ama koruyamadın ve  ola ki bir kadın zarar gördü, o zaman en azından etkin kovuşturma yap, etkin ceza sitemi yarat , zırt pırt af yasası çıkarmadan adaleti sağla diyor.

Dördüncüsü; bunları yapman bile yetmez diyor imzacı devletler, bana kadınları geleceğe dönük nasıl güçlendireceksin, onu da  göster diyor.

Şimdi bu dört maddeye bakın bakalım biz hangisini yaptık/yapıyoruz. Hiç birini değil mi? O zaman kadın cinayetlerinin artması normal, çünkü önlemleri ve yaptırımları kapsayan İstanbul Sözleşmesi’nin yükümlülükleri yerine getirilmiyor. Oysa İstanbul Sözleşmesi, şiddet mağdurlarının yardım çağrısında bulunma imkânlarının giderek zorlaştığı bu koşullarda taraf olan tüm devletlere, salgın zamanında hizmet sunumu devamlılığını sağlama; kolluk kuvvetleri, sosyal hizmetler, yargı, uzman destek hizmetleri ve bakanlıklar da dahil olmak üzere ilgili tüm aktörlerin katılımıyla şiddet riski altındaki kadın ve çocuklara tam ve eksiksiz destek ve koruma hizmeti devam etme zorunluluğu getirmektedir. Devletlerin bu dönemde daha aktif bir şekilde başta kadınlar olmak üzere tüm halka yönelik kamusal sorumluluklarını acilen yerine getirmelidir.09.04.2020

Av. Altın MİMİR